2 Şubat 2015 Pazartesi

Brugge`a dair

Aitlik hissiyatını son harfine kadar yaşadığım sokaklardayım ; " Beni adeta bulunduğum yüzyıldan çekip alan ve ait olduğum yere usulca bırakan Brugge sokaklarında." Modernizme usulca orta parmağını göstermiş ve kapitalist ağızların iştahını tüm gayretiyle kursağında bırakmayı başarmış buram buram kendin olmayı hissettiğin bu şehir ve sokakları..Gerektiğinde kızgın yüzünü gösterdiği gibi,şehrine gelen her yabancıya temkinli bir o kadarda kibar bir "Merhaba" ile bağrını açan bu şehrin sokaklarında yürümek dünyanın geri kalanını özellikle kendini "medeniyet" olarak adlandıran şehirlerin sinsi bakışlarına karşı yüzünü çevirip gülümsemek gibi.Bir kaçış için "sizi tüm dostane duygularıyla" karşılayan bu şehirde önce Dweersstraat Caddesi boyunca yürüyordum yalnız başıma bana eşlik eden bir "Brain Crain" eseri ile birlikte..Görsel olarak doyumsuzluğun zirvelerinde olmamı pekiştiren bir müzik ile birlikte yürümek beni dünyanın geri kalanından sanki bir şekilde ayırıyordu. Yoo,hayır böbürlenmek ya da kendini büyük görme hali değil bu daha çok mekanın,anın ve zamanın değerini belki de uzun zamandan beri ilk defa vermek. Kafamı kaldırıp baktığım gökyüzü daha bir berrak sanki daha bir aşk doluyum hayata karşı ve daha bir önemli yaşadığım zaman parçası.Bu şehre ve bu şehrin sokaklarında bir kadına aşık olmak için o kadar çok sebep var ki. Buram buram tarihin, kahve kokuları ve eşsiz fırınlarıyla marine edildiği sokaklarda sevgiliyle el ele dolaşmak , tek başınıza müzik dinleyerek yürümekten daha cazip gelebilir size. Bana sorarsanız her ikisini de yapmalısınız. Kanalı arkanıza alıp sevgilinize dönüp dakikalarca gözlerinin içine bakmak yaşayacağınız anı fazlasıyla ölümsüzleştirecektir çünkü bu noktada Brugge size fazlasıyla yardımcı edecektir. Bunları düşünürken amaçsız bir şekilde şehrin sokaklarından teker teker buseler aldığımı fark ettim. Neredeyim? diye kabaca bakarken etrafa, kendimi "Bizim Leydi Klisesi" önünde buldum.O an düşündüğüm : " Keşke dinler ve onu temsil edenlerde bu binanın kendisi gibi olsaydı içlerindeki pislik ve çamuru en azından bu binanın dış cephesi gibi eşsiz bir hale sokabilseydi." Düşünce ve gerçeklik arasında mekik dokuduğum bu saatlerde etrafta gördüğüm "danteller" ilgimi çekti. Aldım elime baktım "Rahibe işi" özenle işlenmiş ve elinize ulaştığında size bir çok hikayeyi veren bu el işinin değerini anlamak için yeterince "yaşayan bir bireyim." Kendi hikayesinin verdiği merakla birlikte düşünürken usulca çantama koydum bu "hikayeyi." Devam ettikçe gördüğüm yosun tutmuş köprüler ve sarmaşıklarla dans etmekten rengi değişmiş evler.. Yüzeysel bir gezinin bile beni büyülediği bu şehrin sokaklarını odama dönmek için arşınlarken düşünmeden edemiyorum : "Mutlu olanın sadece ben olmadığımı usulca fısıldıyor. Belki de diyorum içimden bu şehrin mutluluğudur beni ve burada ki insanları mutlu yapan. Bu şehirdir içinde ait olduğum kadını ve hayatımı barındıran.."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder